TARİH

Balkan Muhacirleri

Ertuğrul Gazi'yle Anadolu'ya gelen Kayı Boyu 1299 yılında Osmanlı Beyliği'ni kurduğunda Söğüt, Domaniç; ve Karadağ'da 4.800 km2'lik mütevazı bir toprak parçasına sahipti. Osman Beyle Başlayan fetih hareketleri inanılmaz bir hızla sürmüş, Kanuni Sultan Süleyman döneminde üç kıtada 14.893.000 km2'lik topraklara sahip Cihan imparatorluğu haline gelmiştir. Nitekim Fransız tarihçisi Grengur "Bu yeni imparatorluğun teessüsü, insanlık tarihinin en büyük ve hayrete şayan vakalarından biridir" demiştir.

Osmanlılar, kurulduktan itibaren Anadolu'daki diğer Türk Beylikleriyle çatışmak yerine Bizans'a yöneldiler. Osman Gazi ve haleflerinin gerçekleştirdikleri fetihler, Anadolu'daki Türkler için yeni gaza ve yerleşme alanları açtı. Osmanlıların Hıristiyan Bizans'a ve Balkan ülkelerine karşı başarılarını gören Anadolu'daki yiğit ve savaşçı gaziler, gittikçe artan sayıda Rumeli uçlarına intikal etmeye başladılar. Osmanlı toprakları katlanarak artmaya başladı.

Ancak, şunu da unutmamak gerekir ki, Türkler Balkanlara ve Orta Avrupa'ya Osmanlılardan asırlarca önce gelmiş, buraları yurt tutmuşlardır. Bunlara örnek olarak 5. yüzyılda Batı Hunlar, 9. ve 11. asırlarda gelen Uzlar, Peçenekler, Ongurlar, Bulgarlar, Kumanlar, Gagavuzlar, Vardarlar sayılabilir. Bu guruplar büyük çoğunlukla asimile olmuşlarsa da, bir kısmı kimliklerini korumuştur. Bu gruplar doğal olarak Selçuklu'ya ve Osmanlı'ya katılmışlardır.

Türklerin Balkanlar ile ilişkisi Anadolu Selçuklu döneminde başlamıştır. Bölgede Müslüman toplulukların oluşumu da bu dönemde başlamıştır. Özellikle Ü. Keykubat döneminde Bizans ile iyi ilişkiler kurulmuş, Dobruca bölgesine Sarı Saltuklu Türkmenleri yerleştirilmiştir. Saltukname adlı ünlü eser bu bölgede yapılan çalışmaları kapsamaktadır.

Osmanlıların 1354'te Gelibolu'ya çıkmalarıyla Trakya ve Balkanlara Türk yerleşiminin önü açılmıştır. Ancak, Beylikten İmparatorluğa giden süreçte Avrupa ulusları direnişe geçerek yeni haçlı seferleri başlattılar. Sultan I. Murat haçlı kuvvetlerine karşı 1364'te Sırp Sındığı, 1371'de Çirmen zaferlerini kazandı. Osmanlıları Avrupa'dan atmak için Sırp, Macar, Ulah, Boşnak, Arnavut, Leh ve Çek kuvvetlerinden oluşan büyük haçlı ordusunu 1389'da Kosova'da imha etti. Kendisi de bu savaşta şehit düşen 1. Murat'ın yerine geçen oğlu Yıldırım Beyazıt, Türkleri Avrupa'dan atarak Kudüs Krallığı'nı kurmak isteyen haçlı ordusunu 1391 yılında Niğbolu Savaşında ağır bir yenilgiye uğrattı.

Osmanlılar, karşılarında sürekli haçlı orduları kuran Avrupalılara karşı fethedilen yerleri ellerinde tutabilmek için 14. yüzyıldan başlayarak Balkanlar'da sistemli bir yerleşim politikası izlediler. Murat Hüdavendigâr zamanında fethedilen bölgelere, Anadolu'dan getirilen Türkmen ve Yörük (göçebe Türkmen) kitleleri, alperenler, dervişler, ahiler yerleştirildi. Sonra, dervişler, akıncıları yanında, hatta bazen ilerisinde zaviyeler kurarak sonradan gelen kitleler için tutunma ve toplanma merkezleri meydana getirdiler. Trakya'da halen köy adlarının birçoğu bu dervişlerin, fakihlerin ve yerleşen Türkmen oymakların isimlerini taşımakladır.

Balkanlara en büyük ve en kapsamlı Türk yerleşimi Fatih Sultan Mehmet zamanında yapılmıştır. Anadolu'daki Türk Beylikleri içinde nüfus ve arazi bakımından en büyük beylik olan Karamanoğulları Beyliği (1250-1487) 2 milyon nüfusa, 25.000 süvari, 25.000 yaya ve ayrıca aşiretlerin askerlerinden oluşan büyük bir orduya sahipti. Fatih 1466 yılında ordunun basma kendisi geçerek başkent Larendeyi aldı ve Karamanoğulları'nın topraklarını Osmanlı topraklarına kattı. Sadrazam Mahmut Paşa'ya buralardaki Türkmenlerin, İstanbul ve Rumeli'ye iskan edilmeleri emrini verdi. Böylece hükümdarlığı zamanında fetihleri tamamlanan Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan, Eflak, Boğdan ve İstanbul başta olmak üzere tüm Balkanlara; Karaman, Konya, Aksaray Niğde ve Kayseri'den gönderilen Türkmen kitleleri yerleştirildi. Ayrıca Karamanoğulları ile birlikte hareket ederek Osmanlılara karşı koyan ve 1425 yılında yıkılarak Osmanlı Devletine katılan Aydınoğulları Yörükleri de aynı şekilde Balkanlar'a yerleştirildi. Fatih Sultan Mehmet bu savaşçı Türkmen ve Yörükleri Balkanlar'a yerleştirerek hem Anadolu'daki topraklarını güvenceye aldı ve yeni isyanları önledi; hem de Balkanlar'ı Türkleştirerek yeni haçlı seferlerinin düzenlenmesini engellemiş oldu. Balkanlar'a yerleşen bu Türkmen ve Yörükler, bundan sonra Osmanlı Ordusunun vurucu gücü ve imparatorluğun Balkanlardaki güvencesi oldular. Balkanların fethinde bulunan ve fetihten sonra orada yerleşenlerin çocuklarına Evlad-ı Fatihan (fatihlerin evlatları) denildi.

Balkanlar'a yerleşen Türklerin kayıtları Osmanlı İlyazıcı Defterleri'ne obalarının isimleri belirtilerek işlenmiş ve her obanın defteri ayrı tutulmuştur. Naldöken Yörükleri, Kocacık Yörükleri gibi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ulu önder ATATÜRK ve K.K.T.C. eski Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ'da Evlad-ı Fatihandır.

Atatürk'ün baba soyu Aydın'dan gelerek Manastır Vilayetine yerleştirilen "Kocacık Yörükleri (Kocahamza Yörükleri)'ndendir. Babası Ali Rıza Erendi, Manastır'ın Dehre-i BalaSancağı'na bağlı Kocacık Nahiyesinde 1839 yılında doğmuştur. Aile sonradan Selanik'e göçmüştür. Ali Rıza Efendi'nin babası ilkokul öğretmeni Kızıl Hafız Ahmet Etendi, amcası Kızıl Harız Mehmet Efendi'dir. "Kızıl" lakabı ve yerleştikleri yere "kocacık" denmesi; Ali Rıza Efendi'nin soyunun, Anadolu'nun Türkleşmesinde önemli rol oynayan Kızıl-Oğuz Türkmenlerinden geldiğini göstermektedir. Ayrıca Osmanlı'da    "efendi"; Şehzadeler, din adamları, yüksek bürokrat, eğitimli, çevresinde sözü geçen kişiler ve köle sahipleri için kullanılan bir sıfattır. Bu durum Atatürk'ün babası Ali Rıza Efendi'nin saygın bir aileden geldiğini göstermektedir. Annesi Zübeyde Hanım'ın soyu, Karamanoğulları'nın yıkılmasından sonra Karaman'a bağlı Taşkale kasabasından çıkıp, Balkanlardaki Sarıgöl'e yerleşen Türkmenlerdendir. Burası Osmanlıların Makedonya ve Teselya'yı almalarından sonra kurulan Türk yerleşim bölgesiydi. Vodina Sancağı'nın batısında bulunan Sarıgöl Nahiyesi'nin, tamamı Türkmen olan 16 köyden oluşuyordu. Zübeyde Hanım'ın babası Sofu-Zade ailesinden Fethullah Ağa, 1800'lü yılların başında Sarıgöl'den Selanik yakınlarındaki Lankaza'ya göçtü ve bir çiftlik satın aldı. Zübeyde Hanım 1857 yılında burada doğdu. Zübeyde Hanım'ın dedesi Feyzullah Efendi'nin büyük amcası, sıla hasretine dayanamayarak yeniden Konya'ya dönmüş ve Mevlevi dergahına girmiştir. Zübeyde Hanımın ailesi Konya bölgesinden geldiği için Osmanlı İlyazıcı Defterleri'ne "Konyarlar" ismi ile geçmiş ve o yöreden gelenler bu isim ile anılmışlardır. Atatürk'e ait çiftliklerden biri de annesinin göç ettiği Taşkale'ye 41 km uzaklıkta,     Kızıllar köyündeki    Sarıtay Çiftliği'dir. K.K.T.C. eski Cumhurbaşkanı Rauf DENKTAŞ'ın ataları da Karaman yöresinden kalkıp Kıbrıs'a yerleşen Türkmenlerdendir. Karamanoğulları'nın 1487 yılında yıkılmasından itibaren yöreden Kıbrıs'a münferit göçler olmuş, 1571 yılında Kıbrıs'ın fethinden sonra Kıbrıs'ı Türkleştirmek amacıyla toplu yerleşimler yapılmıştır.
Denktaş atalarının Konya-Karaman yöresi Türkmenlerinden olmakla övünç duymaktadır. Karaman'da her yıl yapılan "Dil Bayramı" törenlerine zaman zaman katılmaktadır. Konuşmalarında "Konya-Karaman yöresinden gelip Kıbrıs'a öyle bir demir attık ki, 600 yıl ne Rum, ne İngiliz bizi söküp atamadı" diyerek neslinin iradesini ortaya koymaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun fetihleri sonucunda Balkanlar'da, Anadolu'nun hemen her tarafından gelen, çoğunluğu ise Karamanoğullarının ve Aydınoğulları'nın oluşturduğu büyük bir Türk nüfusu ortaya çıkmıştır. Balkanlar'da ki Türk yerleşimleri, Osmanlı Mufassal Tahrir Defterleri'ndeki kayıtlarda mevcuttur ve köy isimleri olarak bulunmaktadır. Ayrıca XV'i. yüzyılda Celali isyanları nedeniyle Anadolu'daki bazı Türk toplulukları da Balkanlara göç etmiştir.

Bugün, Türkiye'de "muhacir", "göçmen" olarak tanımlanan Balkan kökenli vatandaşlarımız işte nu Türklerin torunlarıdır. 500 yıl süren Türk hakimiyeti döneminde bütün Balkan ulusları parlak bir dönem geçirmişlerdir. Osmanlıların acul bir yönetim uygulaması; naibin dinini, malını, canını, namusunu güvence altına alması, hakim olduğu bölgelerde imar çalışmalarına önem vermesi farklı halkların barış içinde bir arada yaşamasını sağlamıştır.
Ancak, yabancı uluslara tanınan bu haklar nedeniyle Balkan kentlerinde yaşayan ulusların mülklerine dokunulmadığı için göç eden Türkler arazinin geniş olduğu kırsal kesime veri eştirilmiş, kentlerde yönetici zümre ve askerlerle birlikte az sayıda Türk iskan edilmiştir. Osmanlının zor kullanmaması, asimile politikası uygulamaması, azınlıkların savaşma yükümlülüğünün olmaması ve haraç (cizye) vergisi ödeyerek huzur içinde yaşamaları Balkan ulusları arasında Müslümanlığın kapsamlı yayılmasını engelleyen bir faktör olarak ortaya çıkmıştır. İslamiyet'in getirdiği çeşitli ibadet yükümlülüğü karşısında Hıristiyanlığın bozulmuş ve daha liberal kuralları nedeni ile Müslümanlık az yayılabilmiştir. Hatta bu ülkelerde diğer din mensuplarını küstürmemek için "İstimalet" denilen uzlaştırıcı bir politika uygulanmış, sancaklarda "Hıristiyan" tımar erleri görevlendirilmiştir. Hıristiyanlara ve diğer dinlere bu kadar müsamahalı davranışın bedeli çok acı olmuştur. 1789 Fransa ihtilal inin Avrupa'da yarattığı milliyetçilik akımı 1800'lerden itibaren Balkanları ateşe vermiştir. Balkan ulusları, Osmanlı Devletine karşı birer birer şiddetli mücadelelere girişmiştir. 1828 yılında Yunanistan, 1866'da Eflak ve Boğdan, 1867de Sırbistan, 1908 yılında Bulgaristan ve 1912 yılında Arnavutluk, peş peşe bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Osmanlının küllerinden 24 yeni devlet doğmuştur.    

Balkanlarda Müslümanlığı seçen Hıristiyanlar, büyük çoğunlukla Balkanlar'ın önemli kentlerinde oturanlardır. Kırsal kesimden Müslüman olanlar çok azdır. Müslüman olan bu Hıristiyanlar baba adlarını nüfus kayıtlarına (Abdullah) olarak düşmüşlerdir.

1800'lerden itibaren Balkan Türkleri için çileli bir dönem başlamıştır. Sırbistan, Bosna-Hersek, Eflak ve Boğdan gibi Osmanlı Devleti'nin uç bölgelerinde yaşayan Türkler, Trakya ve Anadolu'ya hızla göç etmişlerdir. Bu göçlerde kendilerine yakın bulunan Avrupa ülkeleri ve Rusya'nın müdahale ve etnik temizlik korkusu önemli rol oynamıştır. Çünkü Balkan Türkleri özellikle Rusya'nın teşviki ile soykırıma uğramışlar; işkence, etnik ayrımcılık ve göçe zorlama sonucu Türkiye'ye göç etmeye başlamışlardır.

Özellikle Balkan savaşından sonra, Balkan Ülkeleri Birliği'nin Hıristiyan orduları Balkanları Türklerden temizleme girişimine başlamışlar, Hıristiyan olmayı kabul etmeyen onbinlerce Arnavut öldürülmüştür. Yunanistan ve Bulgaristan'daki göçler 1900 yılından itibaren yoğunluk kazanmış ve büyük kitleler halinde olmuştur. Lozan Antlaşması ile Türkiye'de yaşayan 1,5 milyon Rum Yunanistan'a, 500.000 Türk ise Türkiye'ye dönmüştür. Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları bu mübadelede istisna tutulmuştur. Bulgaristan'dan ise 1877-1878 Osmanlı-Rus harbinden itibaren beş büyük göç dalgası olmuştur.

Eski Yugoslavya'nın parçalanması sonucu ortaya çıkan ve Birleşmiş Milletler denetiminde olan Sancak Bölgesi Karamanoğulları'nın yoğun yerleşim bölgelerinden biridir. Bu bölgelere yerleşen akıncı aileleri, bölgede Osmanlı hakimiyeti sona erdikten sonra da uzunca bir süre diğer Balkan uluslarına karşı direnmişlerdir. Sancak Bölgesi Osmanlı döneminde Bosna Eyaletine bağlı olmuştur.

Bosnalılar ise bir Hıristiyanlık mezhebi olan Bogomil mezhebindekilerin topluca ve gönüllü olarak ‘İslamiyet'i kabul etmeleri ile oluşmuş bir topluluktur. Sancak Bölgesi'nin Bosna'ya bağlı olması nedeni ile bu bölgeden Türkiye'ye göç eden ve öz be öz Karamanoğullarının Yörük ve Türkmenlerine   "Bosna'da yerleşen" anlamına gelen "BOŞNAK " denilmiştir.

1878 Berlin Kongresi'nden bu güne kadar, bölgede baskı ve katliamlar olması nedeni ile büyük göçler olmuştur. Resmi kayıtlara göre Sancak'tan Türkiye'ye 1912-1914 yıllarında 56.000, 1927-1936 yıllarında 19.000, Yugoslav Krallığı ile 1938 yılında yapılan antlaşma gereğince 40.000 ve 1945 yılında 16.000 kişi göç etmiştir.
Bugün Romanya'da Anadolu Türkü, Kırım, Nogay ve Gagavuz Türkü olmak üzere 95.000 Türk bulunmaktadır. Bulgaristan'daki 3 milyon Türk ülke nüfusunun %30'unu oluşturmaktadır. Yunanistan'daki Batı Trakya'da 200.000    Türk bulunmaktadır.
 
Makedonya'da 77.000 Türk bulunmakta ve nüfusun %4'ünü teşkil etmektedir. Buna mukabil balkın %30'u Müslüman'dır. Bosna-Hersek'te etnik yapı Sırp, Boşnak ve Hırvatlardan meydana gelmektedir. Osmanlı'nın bu önemli bölgesinde Türk yok denecek kadar azdır. Ancak Balkanların %40'ı Müslüman'dır. Arnavutluk'taki halkın %70'i Müslüman Arnavut'tur ve bunların da %30'u Bektaşi'dir. Ancak Türk azınlık yok denecek kadar azdır. Kosova ve Sancak'ta ise 250.000 Müslüman yaşamasına karşılık 80.000 Türk bulunmaktadır. Balkanlardan 1923-1958 yıllarında Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 1.163.639'dur. Bu sayıya sadece 1968 ve 1989 yıllarında Bulgaristan'dan yapılan iki göçün eklenmesi gerekmektedir. 1968 yılında dağılan aileleri bir araya getirmek amacıyla iki ülke arasında bir protokol imzalanmış ve 130.000 Türk Türkiye'ye gelmiştir. 1989 Yılında yeni bir kriz çıkmış ve Bulgaristan 350.000 Türkü sınır dışı ederek Türkiye'ye göndermiştir. Komünist rejimin devrilmesinden sonra ilişkiler yeniden düzelince Bulgaristan Türkleri kazanılmış emeklilik ve sosyal haklarını kaybetmemek, geride bıraktıkları malların yağmalanmasını önlemek, çocuklarını ve aile fertlerini Türkiye'ye getirememek, iş ve ev bulamamak nedenleriyle tekrar Bulgaristan'a dönmüştür. Türkiye'de bu göç, sonucu yaklaşık 100.000 Türk kalmıştır. Bu durumda 1923 yılından beri Türkiye'ye gelip yerleşen Balkan kökenlilerin sayısı 1.443.639'dur. Bunların da büyük çoğunluğunun anadilinin Türkçe olmasına karşın az bir kısmının anadilleri ise Balkanlar'daki halkları dillerindendir.

Osmanlı döneminde Anadolu'dan Balkanlar'a gönderilenlerin çok büyük çoğunluğu kırsal kökenli Türkmenlerdir. Bunların az bir kısmı Balkanlar'daki kentlere yerleştirilmiştir. Bu Türkmenler bulundukları cebirlerde azınlık olduklarından o devirlerde konuşulan dilleri öğrenmek zorunda kalmışlar, bir ölçüde asimile olmuşlardır. Bunun sonucunda, anadilleri bulundukları ülkenin dili, Türkçe ikinci dilleri olmuştur. Bu durum sosyoloji biliminin doğal kuralları gereğidir. Örneğin, bugün Suriye'nin kuzeyinde yaşayan Türklerin de anadilleri Arapça, ikinci dilleri Türkçedir.

Balkanlar'a yerleşen Türkler Osmanlı idari yapısı nedeniyle büyük çoğunlukla kırsal kesimde iskan edilmişlerdir. Zeamet ve tımar sahipleri kendilerine verilen topraklar karşılığında Osmanlı ordusunun vurucu gücünü ve çoğunluğunu oluşturan tımarlı sipahileri kırsal kesimde yetiştirmişlerdir. Bu nedenle Balkanlar'a göç eden ve büyük çoğunluğu kırsal kesime yerleştirilen Türkler kendi kimliklerini ve kültürlerini Türkiye ye göç edene kadar yaşatmışlardır.

Ancak Balkan ülkelerinden göç ederek en öz be öz evlatlarımıza da Türkiye'de bilinçsiz olarak Pomak, Boşnak, Arnavut, vb. sıfatlar takılmıştır. Samsun'dan Artvin'e kadar olan bölgelerde yaşayan her Karadenizliye Laz, Adana ve Hatay'da yaşayan her insana "Arap uşağı, bütün Doğu ve Güneydoğuluya "Kürt" denmesi gibi. 

Sonuç olarak; Türkiye'ye göçen Balkan kökenli halkımızın çok büyük çoğunluğu Anadolu'nun her tarafından gidip Balkanlar'a yerleşen, çoğunluğu Karamanoğlu ve Aydınoğlu Türkmenleri olan insanlarımızdır. Yani bunlar öz ve öz Evlad-ı Fatihan, fatihlerin torunlarıdır.

Facebook Twitter Dailmotion Youtube

ANKET

İlçemize doğalgaz gelmesini istiyor musunuz?

TC.MALKARA BELEDİYE BAŞKANLIĞI Resmi Web Sitesidir.
Tüm Hakları Saklıdır.
E-POSTA LİSTEMİZE KATILIN